AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Mehmet Akif Ersoy

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
YoqS


avatar

Erkek Aslan
Köpek
Mesaj Sayısı : 416
Doğum tarihi : 19/08/82
Yaş : 35
Nerden : İSTANBUL
İş/Hobi : işletmeci
İleti : Kişisel İleti
Bilgi :
Muradiye Forum Bilgi Paylaşım PlatformuRep Gücü : 0
Rep Puan : 0
Kayıt tarihi : 06/01/09

MesajKonu: Mehmet Akif Ersoy   Salı Şub. 17, 2009 3:39 am

Mehmet Akif Ersoy
( 1877 - 27 Aralık 1936 )

İstiklâl Marşı şâiri. 1877 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Emine
Şerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendidir. İlk tahsiline Emir Buhâri
Mahalle Mektebinde başladı. İlk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye
Mektebine devam etti. Babasının vefâtı ve evlerinin yanması üzerine
mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Tahsil hayâtı
boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öğrendi.
Babasından Arapça dersleri aldı.

Zirâat nezâretinde baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli,
Anadolu ve Arabistan'da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedâvisi için bir
hayli dolaştı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Âkif'in
memuriyet hayatı 1893 yılında başlar ve 1913 târihine kadar devam eder.


Memuriyetinin yanında Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn'da edebiyat dersleri veriyordu.

1893 senesinde Tophâne-i Âmire veznedârı M. Emin Beyin kızı ismet Hanımla evlendi.

Âkif okulda öğrendikleriyle yetinmeyerek, dışarda kendi kendini
yetiştirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini genişletmeye çalıştı.
Memuriyet hayatına başladıktan sonra öğretmenlik yaparak ve şiir
yazarak edebiyat sâhasındaki çalışmalarına devam etti. Fakat onun
neşriyat âlemine girişi daha fazla 1908'de İkinci Meşrutiyetin îlânıyla
başlar. Bu târihten itibaren şiirlerini Sırât-ı Müstakîm'de neşretmeye
başladı.

Âkif, yazı ve şiirlerini hiçbir zaman geçim kaynağı olarak görmedi.
Buna rağmen onu memlekete tanıtan, halka sevdiren asıl vasfı
şâirliğidir.

Birinci Cihan Harbi sırasında Berlin ve Necid'e (Arabistan) gitti.
Çanakkale harbi, onun Berlin seyahati sırasında meydana gelmiş, şâir o
günlerin ıstırap ve heyecanını orada yaşamıştır. Şâir, bu iki
seyâhatiyle ilgili Berlin Hatıraları ve Necid Çöllerinden Medîne'ye
adlı eserlerini yazmıştır. Harbin son senesinde, çok sevdiği dostu
İsmail Hakkı İzmirli ile Lübnan'a gitti.

Cihan Harbi 1918'de imzâlanan Mondros Mütârekesi ile nihayete erdikten
sonra, galip devletler Türk vatanını parçalamak ve paylaşmak için dört
taraftan saldırmağa başlamışlardı. Harpten son derece bitkin bir halde
çıkan Türk milleti, vatanını müdâfaa için silâha sarıldı. Âkif, vatan
müdâfaasının ehemmiyetini anlatmak için hutbelerle halkı, istiklâlini
muhâfaza etmek için savaşmaya çağırdı. Anadolu'da millî mücâdele
rûhunun yayılması üzerine, Anadolu'ya iltihâka karar verdi.

İstanbul'dan deniz yoluyla İnebolu'ya çıktı. Oradan Ankara'ya hareket
etti. Konya isyanı üzerine Konya'ya gidip, ayaklanmanın bastırılmasında
mühim rol oynadı. Sonra tekrar Ankara'ya döndü. Ankara'dan Kastamonu'ya
giderek Nasrullah Câmiinde verdiği vaazlar neşredilerek memleketin her
tarafına dağıtıldı. Sonra Ankara'ya döndü.

1920 târihinde Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisine
seçildi. 17 Şubat 1921 günü İstiklâl Marşı'nı yazdı. Meclis 12 Martta
bu marşı kabul etti.

Zaferden sonra İstanbul'a geldi. Abbâs Halîm Paşanın dâveti üzerine
1923'te Mısır'a gitti. O kışı Mısır'da geçirip, baharda döndü. Artık
her yıl kışı Mısır'da, yazı İstanbul'da geçiriyordu. Halîm Paşa
geçimini karşılamayı taahhüt etti. Ertesi yaz İstanbul'a dönünce
Diyanet İşleri Riyâseti tarafından Kur'ân-ı kerîmi tercüme etme
vazifesi verildi. Âkif yıllarca çalıştı. Sonunda bu konudaki ilmî
kifâyetsizliğini anlayarak vazgeçti.

1926 yılından îtibâren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi.
Derslerden döndükce Kur'ân-ı kerîm tercümesiyle de meşgul oluyordu,
fakat bu sırada siroza tutuldu. Önceleri hastalığının ehemmiyetini
anlayamadı ve hava değişimiyle geçeceğini zannetti. Lübnan'a gitti.
Ağustos 1936'da Antakya'ya geldi. Mısır'a hasta olarak döndü.

Hastalık onu harâb etmiş, bir deri bir kemik bırakmıştı. İstanbul'a
geldi. Hastanede yattı, tedâvi gördü. Fakat hastalığın önüne
geçilemedi. 27 Aralık 1936 târihinde vefat etti. Kabri Edirnekapı
Mezarlığındadır.

Mehmed Âkif'in Sırât-ı Müstakîm ve onun devâmı olan Sebîl-ür-Reşâd
mecmuasında çıkan yüz kadar muhtelif makalesi, elli kadar tercümesi ve
şiirleri vardır. Fakat Âkif günümüzün hatta Türk târihinin en önde
gelen destan şâirlerinden biridir. Şiirleri edebiyat târihimizde büyük
önem taşır.

Şiirlerinde bâzan düşünce, bâzan duygu ön plandadır. Aruzu en güzel
şekilde kullanan şâirlerdendir. Şiirlerinde bir taraftan hürriyet,
doğruluk, samimiyet, vatanseverlik, adâlet, istiklâl gibi ahlâkî
kıymetleri telkin ederken, diğer taraftan cemiyetlerin çökme sebebi
olan riyakârlık, münâfıklık, korkaklık, dalkavukluk, tembellik, zulüm
gibi fenalıklara şiddetle hücûm eder.

Mehmed Âkif yaşadığı devri bütün genişlik ve derinliği ile şiirlerinde
yansıtmaya çalışmış bir Türk şâiridir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde
Türk milletinin içinde bulunduğu acıları, sevinçleri, ümidleri ve hayal
kırıklıklarını manzum bir târih, bir roman, bir hikâye, bir destan
havası içinde anlatmaya çalışmıştır. Eserlerindeki kişiler de aydın,
cahil, yobaz, züppe, şehirli, dinli, dinsiz, sarhoş, gariban,
külhanbeyi vs. gibi cemiyetin hemen her kesiminden insanlardır. Çevre
olarak da saray, konak, câmi, sokak, bayram yeri, mevlit cemiyeti,
savaş yeri, mahalleler, köhne evlerin odaları, oteller vs. şeklinde
yaşadığı devrin bütün husûsiyetlerini aksettiren yerleri seçmiştir.
Çalışma tarzı olarak, önce görüp incelemeyi, not ederek veya aklında
tutarak ve sonra şiir taslakları kurup, onun üzerinde çalışmayı prensib
edinmiştir. Müşâhade ve kompozisyona büyük önem vermiştir. Şiirinde
kapalılık yok gibidir. Her şeyi açık açık yazmaya çalışmış, mübhem
duygulardan, yüce ve fizik ötesi mefhumlardan ve süslü hayallerden uzak
durmuştur. Kişilerini ve çevreyi resimvâri ve heykelvâri tasvirlerle
anlatmıştır. Mehmed Âkif, muhtevâ yönünden edebî ekollerden realist,
biçim verdiği değer bakımından parnasçı ve bâzı şiirlerinde de
naturalist bir hava içindedir. Şiirlerinde şahsî üzüntüleri, arzu ve
istekleri yok gibidir. Toplumun dertlerini konu edinmiş, onlar adına
gülmeye ve ağlamaya çalışmıştır. Kötülerle, fakirlikle ve gerilikle
mücadele esas gâyesidir.

Âkif, ahlâksız edebiyata düşmandır. Samimiyetsiz, sahte ve taklitçi
olanları sevmemiştir. Şiirlerinde halk deyimleri, atasözleri, halk
kelimeleri bol bol yer alır.

Şiirleri manzum hikâyeler, hitâbet şiirleri, lirik şiirler ve taşlama
şiirleri şeklinde sınıflandırılabilir. Bunlardan manzum hikâyeleri
sosyal konulu, hitâbet şiirleri didaktik muhtevalı, lirik şiirleri
vatanî, millî ve dînî coşkunluklarla dolu, taşlama şiirleri de şakadan
hicve kadar uzanan tenkitleriyle doludur.

Mehmed Âkif şiirlerini çoğunlukla kuralsız nazım şekliyle yazmıştır.
Vezin olarak yalnız aruzu kullanmış, ama heceye de karşı olmamıştır.
Üslûbu, şiirlerindeki olaydan ve fikirden daha önce göze çarpar. Süse
ve yapmacığa kaçmadan yaşayan halk ifâdeleriyle kurulmuş, çekici bir
anlatışı vardır. Halk dili ve üslûbunu hemen her şiirinde kullanmasına
rağmen, bu konuda en çok muvaffak olduğu eseri Âsım oldu. Bol fiil ve
sıfat kullandığı şiirlerinde aşırı sadelikten ve yapma dilden kaçınmış,
Servet-i Fününcuların ağır ve cansız lisanından da uzak durmuştur.

Şiirlerinde tahkiye, tasvir, hitap, muhâvere gibi bütün anlatım
yollarını başarıyla kullanmıştır. Bilhassa muhâvere (karşılıklı
konuşma) anlatım yolu onun şiirlerinin en önde gelen özelliklerinden
olmuştur. İç âhenk, daha çok lirik şiirlerinde görünür. Fazla mecaz
kullanmaktan kaçınmıştır.

Memleketin sosyal meseleleri, şâhit olduğu elem verici olaylar ve
çilekeş Anadolu insanlarının hâlini sık sık şiirlerine konu edinerek
ele almış, duygu ve düşüncelerini samimi ifâdesiyle dile getirmiş, çâre
için çeşitli teklifler öne sürmüştür. Osmanlı Devletinin Tanzimâtın
îlânıyla başlayan, meşrutiyet îlânlarıyla devam eden ve İttihat ve
Terakki Partisinin iktidârı zamanında son hadde vardırılan yıkılışa
götürücü hareketlerle kısa zamanda târih sahnesinden silinmesi,
dünyâdaki Müslümanların ilim ve teknikte Avrupa'dan geri kalmış olması
ve başsız kalarak herbirinin ayrı ayrı yollar tutup parçalanmaları
karşısında, feryâd edici şiirleri vardır.

Mehmed Âkif milletini ve dînini seven, insanlara karşı merhametli bir
mizaca sâhip, şâir tabiatının heyecanlarıyla dalgalanan, edebî bakımdan
kıymetli şiirlerin yazarı meşhur bir Türk şâiridir. İstiklâl Marşı
şâiri olması bakımından da "Millî Şâir" ismini almıştır. Ancak rastgele
edindiği din bilgileriyle, zamânının ve çağın dertlerine şahsî
fikirleriyle çâre aramaya kalkışması bâzı hatâlara düşmesine sebep
olmuştur.

_________________
Yönetilecek 3 şey: Dilimiz,huyumuz,hareketimiz.
Sevilecek 3 şey: Yüreklilik, nezaket, yardım.
Tiksinilecek 3 şey: Kin, kibir, nankörlük
İstenen 3 şey :sağlık ,dostluk,engin bir ruh.
Uğruna savaşılacak 3 şey : şerefimiz,evimiz,memleketimiz.
Düşünülecek 3 şey :yaşam,ölüm,sonsuzluk.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://muradiyeforum.net
Detone


avatar

Erkek Terazi
Sıçan
Mesaj Sayısı : 2807
Doğum tarihi : 24/09/84
Yaş : 33
Nerden : IstanßuL [DøqußєyαzıтLı]
İş/Hobi : RECEPTION /FutßoL Müziq Araßa
İleti : IrGaT
Bilgi :
Muradiye Forum Bilgi Paylaşım PlatformuUyarı :
Rep Gücü : 0
Rep Puan : 0
Kayıt tarihi : 03/11/08

MesajKonu: Geri: Mehmet Akif Ersoy   Ptsi Mart 02, 2009 3:11 am

ELLerine SağLık GüzeL PayLaşım TeşekürLer

_________________
Aşk ßirgün ßiter,Dert ßirgün ßiter,Artist'Liğe Ne Gerek Var?
EFENDİ OLUN YETER...!!!


Detone

HayaT HoŞTur, AşkLar ßoşTur... SewmE ßoşVeR, PeŞinDe KoşTuR


Detone
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://WwW.MuradiyeForum.Net
 
Mehmet Akif Ersoy
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Muradiye Forum :: GeneL :: Tarih GeneL KüLtür Ve Sanat-
Buraya geçin: